İnsanoğlunun neredeyse var oluşundan beri emtialar, hayatımızın en önemli gereksinimleri arasında yer aldı. Yemek ve barınmanın temel ihtiyaç olduğu ilk dönemlerden bugüne kadar hayatımızdaki emtialar çeşitlendi, kullanım alanları genişledi ve farklı fiyat aralıklarında işlem görmeye başladı.

Ancak modern dünyada emtialar yalnızca ihtiyaç duyulan fiziksel varlıklar olmaktan çıktı; aynı zamanda önemli finansal varlıklar hâline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri fiyat esnekliği ve gelişen finansal piyasalardır.

Bir varlığın temel fiyatlaması arz ve talep dengesi üzerine kuruludur. Ancak finansal piyasalarda fiyat, yalnızca fiziksel ihtiyaçtan değil; yatırımcı beklentilerinden, spekülatif pozisyonlardan, likiditeden, faizlerden, para politikalarından ve alım-satım emirlerinden de etkilenir.

Emtialar bu iki dünyanın tam ortasında yer almaktadır. Bir tarafta gerçek bir ekonomik ihtiyaç vardır. Diğer tarafta ise bu fiziksel varlığın çok üzerinde büyüyebilen türev piyasalar bulunmaktadır.

Neredeyse tüm önemli emtialarda zaman zaman fiziksel arz ve talep koşullarından oldukça uzaklaşan aşırı alım ve aşırı satım dönemleri yaşanmıştır. Vadeli işlemler, opsiyonlar, ETF’ler ve diğer finansal araçlar, emtiaların fiyat hareketlerini fiziksel piyasaların çok ötesine taşıyabilmektedir.

Bugün altın, yaklaşık 30 trilyon dolarlık tahmini toplam piyasa değeriyle dünyanın en büyük varlıklarından biri olarak öne çıkarken, gümüş de yaklaşık 3,7 trilyon dolarlık değeriyle ilk sıralarda yer almaktadır. Böylece emtialar hem gerçek ekonomik ihtiyaçlara hizmet eden fiziksel varlıklar olmakta hem de dünyanın en büyük finansal varlıkları arasında yer alabilmektedir.

Peki bu durum emtiaların gerçek değerini nasıl etkiliyor?

Bloomberg Commodity Index’in uzun dönemli hareketine baktığımızda, küresel piyasaların genişlemeye başladığı 2000’li yılların başından 2008 küresel finans krizine kadar emtialarda güçlü bir yükseliş dönemi görüyoruz.

2008 sonrasında finansal piyasalar hızlı bir şekilde toparlanırken emtialar aynı performansı gösteremedi ve uzun süreli bir zayıflama dönemine girdi. 2020’de COVID-19 salgınının başlamasıyla birlikte ise önce sert bir düşüş, ardından küresel para ve maliye politikalarının etkisiyle güçlü bir toparlanma yaşandı.

Pandemi sonrasında finansal piyasalar yeniden güçlü bir yükseliş eğilimine girerken emtialar bu yarışta uzun süre geride kaldı. 2024 sonrasında ise emtialarda finansal piyasalara yeniden yetişme çabasının daha belirgin hâle geldiği bir dönem yaşandı. 2026 yılının başındaki sert satış ise bu yükselişin ne kadar kırılgan olabileceğini bir kez daha gösterdi.

Peki şimdi ne olacak?

Milenyum çağında dünya piyasalarındaki en önemli coşku unsurlarından biri düşük faizler ve genişleyen para arzıydı. Düşük faiz ve bol likidite, finansal varlıkların değerlemelerini yukarı taşırken emtiaların da finansal sistem içerisindeki konumunu değiştirdi.

Özellikle rezerv para birimlerine sahip ülkelerin genişleyen para arzı ve küresel likidite koşulları, finansal varlıklarla birlikte emtia fiyatlamalarını da etkiledi. Bu durum zaman zaman emtiaların gerçek ekonomik değerini hesaplamayı oldukça zorlaştırdı.

Petrol bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Petrol fiyatı, 2008 küresel finans krizinden önce yaklaşık 147 dolara kadar yükselirken, 20 Nisan 2020’de ABD’deki WTI vadeli kontratının vadesi yaklaşırken yaşanan olağanüstü koşullar sonucunda fiyatlar teorik olarak -37 dolar seviyesine kadar geriledi.

Burada önemli olan yalnızca petrol fiyatının düşmesi değildir. Asıl dikkat çekici olan, fiziksel olarak değeri olan bir emtianın finansal piyasalardaki pozisyonlanma ve vadeli kontrat mekanizması nedeniyle kısa süreliğine negatif fiyatlanabilmesidir.

İşte bu durum bize emtiaların yalnızca fiziksel ihtiyaçlar üzerinden fiyatlanmadığını, aynı zamanda güçlü bir finansal varlık karakterine sahip olduğunu gösteriyor.

Yazının ana temasını özellikle “emtiaların fiyatlanması” olarak belirlememin nedeni de budur.

Önümüzdeki dönemde emtiaların finansal varlıklar gibi çok daha keskin fiyatlama dönemlerine girebileceğini düşünüyorum. Özellikle jeopolitik risklerin arttığı, üretim ve tedarik zincirlerinin bozulduğu, stratejik hammaddelere erişimin zorlaştığı ve fiziksel kıtlıkların ortaya çıktığı dönemlerde emtia fiyatlarında çok daha sert hareketler görebiliriz.

Bir tarafta fiziksel emtianın gerçek ekonomik değeri bulunurken diğer tarafta bu emtia üzerine kurulmuş devasa bir finansal piyasa bulunmaktadır.

Bu iki fiyatlama mekanizması birbirinden uzaklaştığında volatilite de artacaktır.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde temel soru şu olacaktır:

Emtiaları gerçek ekonomik değerleri mi fiyatlayacak, yoksa finansal piyasaların beklentileri ve spekülatif hareketleri mi?

Benim beklentim, özellikle jeopolitik risklerin, kaynak rekabetinin ve tedarik sorunlarının arttığı dönemlerde bu iki fiyatlama mekanizması arasındaki farkın daha da açılabileceği yönünde.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde emtia piyasalarında yalnızca arz ve talebe bakmak yeterli olmayacaktır. Finansal piyasalardaki likiditeyi, yatırımcı pozisyonlarını, para politikalarını ve beklentileri de birlikte değerlendirmek gerekecektir.

Emtia piyasalarına etki eden onlarca faktör bulunmaktadır. Arz ve talep, küresel ekonomik büyüme, sanayi üretimi, faiz oranları, merkez bankalarının para politikaları, ABD Doları (DXY), enflasyon, küresel likidite, jeopolitik riskler, savaşlar ve çatışmalar, ticaret savaşları ve gümrük tarifeleri, ülkelerin stokları ve stratejik rezervleri, üretim ve tüketim miktarları, mevsimsel koşullar, iklim ve doğal afetler, enerji fiyatları, taşıma ve lojistik maliyetleri, teknolojik gelişmeler, yeni enerji yatırımları, Çin ve ABD ekonomilerinin durumu, OPEC ve üretici ülkelerin kararları, üretim maliyetleri, vadeli piyasalardaki spekülatif pozisyonlar, ETF ve fon giriş-çıkışları, devlet politikaları ve ihracat kısıtlamaları, rezerv para sistemindeki değişimler ile piyasa beklentileri ve yatırımcı psikolojisi bunların başlıcalarıdır.

Önümüzdeki yazılarımda bu faktörlerin her birini ayrı ayrı ele alarak, emtia fiyatlamasına nasıl etki ettiklerini ve önümüzdeki dönemde hangi yönde etkili olabileceklerini kendi yorumlarımla paylaşacağım.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

Yorum bırakın