Petrol Devri Kapanıyor mu?

İlkçağlardan beri hayatımızda olan petrol, 1700’lü yıllardan itibaren giderek daha önemli hale geldi. 1859 yılında Edwin Drake tarafından Pennsylvania’da açılan ilk modern petrol kuyusu, modern petrol endüstrisinin başlangıcı kabul edildi. Petrol, Endüstri 2.0 hamlesinin sonuna yetiştikten sonra dünyanın tamamına yayılan büyük bir güç haline geldi.

Günümüzde sürekli yaşanan teknoloji hamleleri petrolün dünyaya yayılma gücünü gölgelese de petrol hâlâ açık ara önde. Petrol sanayisini zamanı geldiğinde tahtından indirebilecek elektrik teknolojisi ise henüz petrolün oldukça gerisinde.

Ancak soru şu;

Petrol devri gerçekten kapanıyor mu?

Elektrikli araçların gelecekteki gelişimini değerlendirirken, sabit bir büyüme oranı varsaymak yerine elektrikli araçların bugüne kadar gösterdiği büyüme hızını temel almak daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.

IEA verilerine göre küresel yeni otomobil satışlarında elektrikli araçların payı 2018 yılında yaklaşık %2 seviyesindeyken, 2020’de %4, 2021’de yaklaşık %9, 2023’te %18, 2024’te %20’nin üzerine ve 2025’te yaklaşık %25 seviyesine ulaştı.

Yani 2018-2025 döneminde elektrikli araçların yeni satışlardaki payı yaklaşık 12,5 kat arttı. Bu, yıllık bileşik olarak yaklaşık %43’lük bir büyümeye karşılık geliyor.

Ancak bu hızın sonsuza kadar devam etmesi mümkün değil. Elektrikli araçların pazar payı %100’e yaklaştıkça büyüme oranının doğal olarak yavaşlaması beklenir. Bu nedenle geleceğe yönelik tek bir tahmin yerine birkaç farklı senaryo üzerinden düşünmek daha sağlıklı olacaktır.

Hızlı senaryoda, elektrikli araçların bugüne kadarki yüksek büyüme hızının önemli bir bölümü korunur. Yeni araç satışlarında elektrikli araçların payı 2030’da %50-60, 2035’te %80-90 seviyelerine çıkabilir. Araçların ortalama 15 yılda yenilendiği varsayılırsa, toplam dünya araç filosunda elektrikli araçların %50 seviyesine ulaşması yaklaşık 2045 civarında gerçekleşebilir.

Orta senaryoda, büyüme hızı zaman içerisinde önemli ölçüde yavaşlar. Yeni araç satışlarında elektrikli araçların payı 2030’da yaklaşık %40-45, 2035’te %60-70 ve 2040’ta yaklaşık %80 seviyesine ulaşabilir. Bu durumda toplam dünya araç filosunda elektrikli araçların %50 seviyesine ulaşması yaklaşık 2050 civarında gerçekleşebilir.

Yavaş senaryoda ise elektrikli araçların yayılma hızı daha belirgin biçimde yavaşlar. Yeni araç satışlarında elektrikli araçların payı 2030’da %35-40, 2040’ta %60-70 seviyelerinde kalabilir. Bu durumda toplam araç filosunda elektrikli ve petrol/İYM araçların 50/50 seviyesine gelmesi 2055-2060 dönemine kadar uzayabilir.

Bu üç senaryo içerisinde, elektrikli araçların bugüne kadarki gelişim hızını ve zaman içerisinde yaşanabilecek doğal yavaşlamayı birlikte düşündüğümüzde, yaklaşık 2048-2052 dönemini daha makul bir orta senaryo olarak değerlendirmek mümkündür.

Dolayısıyla mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde, 2050 civarında dünya otomobil filosunda elektrikli araçlarla petrol/İYM araçların sayısal olarak birbirine yaklaşması mümkün görünmektedir.

Ancak petrol açısından asıl kritik dönem 2050 değil, 2030-2040 arası olacaktır. Çünkü yeni araç satışlarının giderek daha büyük bölümünün elektrikliye geçmesi, toplam araç filosu hâlâ büyük ölçüde petrol kullanıyor olsa bile petrol talebinin gelecekteki büyümesini daha erken dönemde baskılamaya başlayabilir.

Bu nedenle elektrikli araçların yükselişi, petrolü bir anda ortadan kaldıracak bir dönüşümden ziyade; önce petrol talebindeki büyümeyi yavaşlatan, ardından mevcut petrol kullanan araç filosunun yaşlanması ve yenilenmesiyle birlikte petrol talebini aşağı doğru yönlendiren uzun vadeli bir dönüşüm olarak değerlendirilmelidir.

Üstelik ulaşım sektörünün en büyük unsurlarından olan gemilerin petrolden vazgeçmesi, otomobillere göre çok daha uzun yıllar alabilir. Bu nedenle petrolün tamamen sona erdiği dönemi bu yazıyı okuyan herkesin görmesi mümkün olmayabilir.

Ancak petrolün gücünün kırıldığı, petrol ekonomisinin ağır aksak ilerlemeye başladığı dönemlere şahit olabiliriz.

Bunun önemli göstergelerinden biri de uluslararası büyük sermayenin davranışları olacaktır. Büyük sermaye gruplarının petrol arama, üretim, dağıtım ve rafineri şirketlerinde büyümeyi durdurması; yatırımlarını başka sektörlere yönlendirmeye başlaması, petrol çağının dönüşümünün önemli göstergelerinden biri olacaktır.

Petrolün kontrolünü sağlayan ABD’nin de sahip olduğu bu gücü zaman içerisinde farklı alanlarda kullanmaya başladığı bir dönem görebiliriz. Bu dönüşümün yüzyılın ortalarına denk gelmesi, aynı zamanda dünya siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Belki de petrolün öneminin azalmaya başladığı yıllar, dünyada büyük bir dönüşüm öncesindeki siyasi ve ekonomik çalkantıların yaşanacağı yıllar olacaktır.

Çünkü petrol tek başına büyük dünya savaşlarına sebep olmadı. Ancak petrol, son yüzyılın küresel güç mücadelesinin en önemli unsurlarından biri oldu.

Peki sona doğru yaklaşılan yıllarda petrolün fiyatlaması nasıl olacak?

Genel finans deneyimime göre bir varlık, şirket veya herhangi bir finansal unsur sonuna yaklaşırken mutlaka doğrudan ve hızlı bir şekilde yok olmaz. Aksine, çoğu zaman son dönemlerinde güçlü bir fiyatlama ve ivmelenme yaşayabilir.

Hiçbir finansal varlık nominal olarak kendisini kolayca kurban etmez. Varlık, son kez yüksek fiyatlamalarla birçok yatırımcının ilgisini üzerine çekerek zirvesini yapmak isteyebilir.

Bu nedenle petrolün son dönemlerinde, petrole bağlı sektörlerde patronların hisse oranlarının azalması ve halka açık payların artması gibi süreçler yaşanabilir. Olası petrol krizleriyle yükselen fiyatlar, şirketlerin değerlemelerini yukarı taşıyabilir ve sermayenin petrol sonrasında parlayacak sektörlere doğru yönelmesini hızlandırabilir.

Elbette bu süreç bir anda gerçekleşmeyecek.

Ancak yukarıdaki hesaplamalarımın ortaya koyduğu orta senaryoya göre, 2050’lere geldiğimizde petrolün dünya ekonomisindeki bugünkü merkezi konumunun ciddi biçimde değişmiş olması beklenebilir.

Burada bir başka soru daha ortaya çıkıyor:

Petrolün son büyük rallisi ne zaman yaşanacak?

Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, İran-ABD gerilimi ve benzeri jeopolitik riskler petrolü yeniden güçlü zirvelere taşıyabilecek faktörler arasında yer alıyor.

2008 küresel finansal krizinden önce yaklaşık 146 doları gören petrolün, gelecekte yeni yatırımcılarını daha yüksek fiyatlarla karşılaması ihtimal dışı değil.

İşte tam burada bir “Petromania” mümkün.

Petrolün sonsuza kadar yükselmesi değil; tam tersine, sona yaklaşırken yaşadığı son büyük fiyatlama dalgası…

Belki de petrol çağının en büyük ironisi bu olacaktır:

Petrolün gücünü kaybetmeye başladığı dönemde, fiyatının ve yatırımcı ilgisinin yeniden zirve yapması.

Petrolün devri bir günde kapanmayacak.

Önce gücü azalacak, sonra etkisi azalacak, ardından dünya ekonomisi petrolsüz bir düzene alışmaya başlayacak.

Belki petrolün tamamen sona erdiği günü göremeyeceğiz.

Ama petrol çağının son büyük dönemine tanıklık etme ihtimalimiz oldukça yüksek.

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.

Serdar AYDOĞAN

Yorum bırakın