Reel Ekonomi: Bir ülkede mal ve hizmetlerin fiilen üretildiği, dağıtıldığı ve tüketildiği ekonomik alandır. Elle tutulur değerlerin ve gerçek zenginliğin yaratıldığı bölümdür.

Finansal Ekonomi: Para, kredi ve menkul kıymetler gibi finansal varlıkların (hisse senedi, tahvil, döviz, türev araçlar) alınıp satıldığı ve yönetildiği sistemdir.

Temel Fark ve Etkileşim: Reel ekonomi gerçek üretimi ve işgücünü temsil ederken, finansal ekonomi bu üretimin gerçekleşmesi veya büyümesi için gereken kaynağı tahsis eder. Sağlıklı işleyen bir sistemde finansal sektör, reel sektörün itici gücüdür.

Buraya kadar her şey anlaşılır. Peki, reel ekonominin tüm kaynakları üzerinde büyüyen finansal ekonomi kontrol edilemeyen bir parazit haline gelirse? İnsanlar reel üretimden uzaklaşıp sadece paradan para kazanma yoluna girerse ne olur? Önce bir veya iki (2001-2008) kriz yaşanır, sonrasında bir canavara dönüşür.

Özellikle Batı dünyasının reel ekonomilerinde her hükümetin birinci önceliği küresel sermayenin önünü açmaktan geçiyor. Ülkelerin üretim, tüketim ve dağıtım ağında %90’lara kadar küresel sermayenin sözü geçiyor. Kalan %10’luk kısımda ise yüz binlere parçalanmış yerel tedarikçi sermayeden bahsedebiliriz. Her sektörde ülke genelinde %1 pasta payına ulaşan her şirket, küresel sermayenin cazip satın alma teklifi ile karşılaşıyor. Teklifi reddedenler, hükümetlerin cezalandırıcı politikaları ile baş başa kalıyor. Küresel ekonomiyle baş edemeyen şirketler, bir de denetleyicinin baskısıyla kendine dokunulmayacak korunaklı bir alan arıyor veya küresel şirketlerle ortaklık yoluna gidiyor. Küresel ekonomiler kazanılan her üretimden paylarını aldılar. Reel ekonomi, tamamen küresel şirketlerin ve ortakları olduğu yerli sermayenin elinde 2000’li yılları gösterişle geçirdi.

Finansal ekonomilerde durum aynıydı. Tokyo Nikkei’de endeks kapanışı ne ise, her geçilen meridyendeki ülke borsaları aynı tepkileri verdi. Tabii ki kapanışı ve son sözü New York borsaları söyledi. Reel ekonominin küreselleşmesinden yüzlerce kat büyük olan finansal ekonomi, tam bir küresel yapıya sahip oldu. 2008 yılında birkaç banka temerrüde düştüğünde küresel kriz dendi, dünya endeksleri üçte bir fiyatına düştü. 2015 daralması sübvansiyonlarla atlatıldı. 2020’de sistemin tıkanacağı düşünülürken, dünya kusursuz bir finansal büyümeye geçti. 2020 Covid-19 döneminde tüm dünya reel ekonomisi durma noktasındayken kriz olmadı, belki de yüzyılın en hızlı rallisi yaşandı. Yıl 2026 oldu, finansal küreselleşme devam ediyor. Bu kusursuz büyüme sürdürülebilir mi?

Küresel reel ekonomi ve küresel finans ekonomisi 2000’li yılları coşkuyla geçirdi. Fakat birbirlerini destekleyerek büyüyen bu sistem yeni bir mesele ile karşı karşıya. Finans ekonomisi, beslendiği alan olan reel ekonominin çok üzerine çıktı. Artık reel ekonomiye ihtiyaç duymuyordu. Ucuz kredili ABD doları ve euro kaynağı, devletlerin hibe, teşvik ve vergi kolaylıkları; finansal ekonomiyi doğal kaynağı olan reel ekonomiden çoktan kopardı. Artık finans ekonomisi kendini besleyen ve sınırlandıran ailesinden ayrıldı. Şimdi geçmişe gidip nereden başladığını bulalım.

1950-1970: Dengeli Büyüme (Bretton Woods Dönemi) Bu dönemde finansal sistem, tamamen reel üretimi ve ticareti desteklemek üzere tasarlanmıştı. Sermaye hareketleri sıkı denetim altındaydı ve bankacılık sektörü yüksek oranda regüle ediliyordu. Küresel finansal varlıkların toplam büyüklüğü, küresel GSYH’ye (reel ekonomiye) hemen hemen eşitti (Oran kabaca 1:1). Finans, sınırlarını reel üretimin belirlediği bir alandı.

1970-1990: Altın Standardının Bitişi ve Deregülasyon 1971’de doların altına endekslenmesinin kaldırılmasıyla dalgalı kur rejimine geçildi. 1980’lerde ABD ve İngiltere öncülüğünde finansal piyasalardaki kurallar esnetildi (deregülasyon). Uluslararası sermaye akışının serbestleşmesiyle finansal varlıklar, reel büyümeden daha hızlı artmaya başladı. 1990’a gelindiğinde küresel finansal varlıklar, küresel GSYH’nin yaklaşık 2 katına ulaştı.

1990-2008: Kopuş ve Türev Piyasaların Patlaması Teknoloji devrimi, bilgisayar destekli algoritmik işlemler ve karmaşık türev ürünlerin (özellikle 2008 krizine yol açan mortgage’a dayalı menkul kıymetlerin) icadı bu döneme damgasını vurdu. Finansal ekonomi, reel ekonomiden tamamen koptu. 2008 krizine girilirken küresel GSYH yaklaşık 60 trilyon dolarken, sadece hisse ve tahvil piyasalarının büyüklüğü 200 trilyon dolara yaklaşmış, türev piyasaların (tezgah üstü) itibari değeri ise 500 trilyon doları aşmıştı.

2008’den Günümüze: Parasal Genişleme ve Hiper-Finansallaşma 2008 krizi ve sonrasındaki 2020 Pandemisi, merkez bankalarını trilyonlarca dolar karşılıksız para basmaya (Parasal Genişleme – QE) ve faizleri sıfıra çekmeye zorladı. Bu ucuz para, reel yatırımlardan ziyade borsalara, tahvillere ve kripto gibi yeni finansal varlıklara aktı.

  • Reel Ekonomi (Küresel GSYH): Yaklaşık 100 – 105 Trilyon Dolar
  • Finansal Ekonomi (Küresel Borç + Hisse + Tahvil): Yaklaşık 300 – 350 Trilyon Dolar (GSYH’nin yaklaşık 3.5 katı)
  • Türev Piyasalar (İtibari Değer): 600 Trilyon Doların üzerinde (GSYH’nin yaklaşık 6 katı)

Birbirini tamamlayan, birlikte hareket etmesi gereken noktada neden bu kadar farklı yol aldılar?Cevap:

  1. Düzenleyici ve denetleyicilerin finansal büyümeden pay almaları.
  2. Bu durumun zarar verdiği ve buna karşı gelen bir gücün olmaması.

Düzenleyici ve Denetleyicilerle çıkar ortaklığı Politika yapıcılar ve denetleyici kurumlar, finans sektörünün devasa büyümesinden “döner kapı” mekanizması ve lobi faaliyetleri aracılığıyla doğrudan pay aldılar. Üst düzey bürokratların ve ekonomi yönetimlerinin kamu görevlerinden sonra dev banka ve yatırım fonlarının yönetim kurullarına geçmesi standart bir sürece dönüştü. Ekonomik başarı, uzun vadeli reel yatırımlardan ziyade kısa vadeli borsa endeksleriyle ölçülmeye başlandığından, siyaset mekanizması da kendi başarı hikayesini yazmak için finansal balonlara ve kuralsızlaştırmaya (deregülasyon) teşvik edildi.

Dengeleyici Karşıt Gücün Tasfiyesi 1980’lerle birlikte sermaye küreselleşip ışık hızında hareket etme özgürlüğü kazanırken, işgücü ve sosyal politikalar yerel kaldı. Bu asimetri, çalışan sınıfların sermaye karşısındaki pazarlık gücünü kırdı. Aynı zamanda, yaratılan yeni finansal ürünler o kadar karmaşık hale getirildi ki; sivil toplumun, medyanın ve kamuoyunun bu devasa sanal büyümeyi anlayıp itiraz edebileceği şeffaflık ortadan kalktı.

Artık iş sadece doğal biyolojik bir döngüye kaldı.

Serdar AYDOĞAN @geoserdar

Bir yanıt yazın